
Türkiye liglerinde özellikle son yıllarda artan rekabet, yayın gelirleri, reklam gelirleri, sponsor gelirleri gibi nedenlerle, müthiş bir çekişmenin yanısıra bazı durumlarda da kollanma ve kayırma durumlarını da beraberinde getiriyor ne yazık ki.
Geçtiğimiz sezon ligde yaşanan çekişmenin galibi Bursaspor olurken, belki de kendileri bile nasıl şampiyon olduklarını anlamadılar..
"Kardeş takım" sloganını Türkiye liglerine belki de ilk sokan camia olmanın "gururu" ile "06-16" sloganını da tribünlere getirdiler..
Önceki sezonlarda yaşanan şampiyonluk yarışlarında da benzer durumlar görülmüştü..
"Biz şampiyon olalım, onlar kupayı alsın" sözleri de pek sık söylenmişti hatırlanacağı gibi..
Çarpık ve yanlış söylemlerin bolca sarfedildiği ligimizde, bu sezon da bir başka slogan aldı başını gitti.
"Türkiye'nin 4/3 ü bizi istiyor."
Nasıl istiyor, neden istiyor sorularına cevap vermeden hem de..
"Biz şampiyon olamıyorsak, Fenerbahçe de olmasın, Beşiktaş ta olmasın" gibi argümanlar da fazlaca söylenir oldu ne yazık ki..
Bütün bir sezon boyunca verilen emekler gözardı edilerek, sadece kendi ikballerini kurtarma pahasına, başka kulüpleri de kendilerine yandaş olarak çekme çabalarının çok fazla yapıldığı günümüz liginde, ne yazık ki bu garabet duruma "dur" diyen bir yetkili de çıkmıyor ve bu tiyatro, her sezon değişik versiyonalrıyla sahnelenip duruyor..
1923 yılında kurulan Futbol Federasyonu'nun teşkilinden sonra, 1936 yılına kadar oynanan Mahalli Lig, 1936-59 yılları arasında ise Milli Küme adı altında Ulusal Lig'e dönüştürülmüş ve bu sezonlar arasında bir başka deyişle "Bölgesel Ligler" oynanmış..
1959 yılında Profesyonel Türkiye Ligi'ne geçildiği andan sonra ise, şampiyonluklar ve kupalar tescil edilmiş..
1959 yılından önce kazanılan kupalar ve şampiyonlukların bir manası kalmamış..
Bir başka deyişle, Fikret Kırcanların, Halit Deringörlerin, Baba Hakkıların, Gündüz Kılıçların "emekleri de heba edilmiş."
Ancak bakıldığı zaman, 1936-59 yılları arasında, şampiyonluklar çok değişik takımlara gitmiş..
Mesela bir sezon Eskişehir Demirspor şampiyon olurken, başka bir sezon Güneşspor, bir başka sezon ise Göztepe, bir başka sezon Ankara Muhafızgücü şampiyon olmuş...
1951-59 yılları arasında ise "Deplasmanlı Ulusal Lig" adı altında oynanmış futbol ülkemizde..
Ve o yıllarda da çok değişik takımlar şampiyon olmuş..
Ancak bunların hiçbirisinin şu anda bir resmiyeti yok..
Günümüzde oynanılan lige tekrar dönecek olursak;
Başta da söylediğimiz gibi çok değişik nedenlerle daha fazla cazip hale gelen Süper Lig, maalesef ki oynanan futbolla süperden öte "şopar" halini almış durumda..
Zira bir hafta önce size karşı sahaya çıkan takımın oynadığı futbolla, bir hafta sonra sizin şampiyonluk veya kümede kalma yolundaki rakibinizle oynanan maçta ortaya konan futbollar tam tezat..
Mesela, 2 hafta önce Bursaspor'un İstanbul'da Fenerbahçe karşısına çıktığı taktik ve ortaya koyduğu futbolla, aynı Bursaspor'un 2 hafta sonra Trabzonspor karşısına çıktığı taktik ve oynadığı futbol arasında dağlar kadar fark var..
Birisinde "Çanakkale geçilmez" i oynayan bir takım, bir bakıyorsunuz 1 hafta sonra son derece açık ve markajsız futbolu tercih ediyor..
İşte bu durum da mide bulandırdığı kadar, akılları da karıştırıyor ve ister istemez "acaba" sorularının sorulmasına neden oluyor..
Günümüz Avrupa Liglerini incelediğimiz zaman, bazı ülkelerde Play Off sisteminin geçerli olduğunu görmekteyiz..
Ligi, belli bir sıralama içerisinde tamamlayan takımlar, "şampiyonluk için" bu defa kendi aralarında oynuyorlar ve işte o zaman gerçek güçler ortaya çıkıyor..
Mesela Hollanda ve Belçika liglerinde halen uygulanan Play Off sistemi, bu ülkelerin futbolda değişik takımlarla Avrupa arenasında başarılı olmalarını da beraberinde getiriyor..
Dünya futbolunda söz sahibi ülkelerden olan ve bir "ekol" oluşturan Hollanda'da futbolu yönetenler, acaba bizim yöneticilerimizden daha mı "akılsız?"
Veya o ülkelerin liglerinin "albenisi" daha mı az?
Tam tersine..
Türkiye ligi, şu anda sadece Türkiye Cumhuriyeti ve Türki Cumhuriyetlerinde takip ediliyorken, bahsettiğimiz ligler, çok değişik ülke TV leri tarafından da canlı yayınlanıyor..
Sözün özü şudur ki;
Türkiye liglerinde de "gerçek adaletin" ve "gerçek gücün" ortaya konması için, "yan ve yandaşların" oluşmaması için, "koruma ve kollanmanın" önüne geçilmesi için, ivedi olarak Play Off sistemine veya tıpkı 1959 dan önce olduğu gibi "Bölgesel Lige" geçiş yapılması gerekir..
Ligi belli bir sırada tamamlayan takımlar, kendi aralarında oynasınlar şampiyonluk için..
Tıpkı, basketbol ve voleybolda olduğu gibi..
Gerçek güçler ortaya çıksın..
O zaman, ligden zamansız kopmaların önüne de geçileceği gibi, şampiyonluk yolunda hiçbir takım, başka bir takıma iltimas geçemeyecek, torpil yapamayacaktır..
Kısacası, "yatma" durumları da ortadan kalkacaktır..
Çünkü ortada çok ciddi bir pasta var ve bu pastadan herkes nemalanmak isteyecektir..
Galibiyet başına verilen paralar kesmez kulüpleri..
Zira biliyoruz ki; "kankaların ve hemşehriciliğin" bolca söylendiği bir ligde, o galibiyet başına verilen paralar, "başka şekillerde de" verilebilir..
Türk futbolunu yönetenlerin eğer gerçekten futbolu ilerletme gibi bir düşünceleri varsa, Süper Ligi de "Play Off" sisteminde oynatmalarıdır..
Bank Asya Ligi'nde veya alt liglerde halen Play Off sistemi var ve çok değişik takımlar, normal sezonda gerçek gücünü gösteremese de Play Off'tan bir üst lige terfi edebilmektedirler..
Tıpkı geçtiğimiz sezonlarda Malatyaspor, Kasımpaşa v.s. gibi takımların, normal sezonu ilk sırada tamamlamamasına rağmen, Play Off'tan bir üst lige, yani Süper Lig'e yükseldikleri gibi..
Mesela bu sezon oynanmış olsa idi Play Off sistemi;
Görseydik bakalım Fenerbahçe ve Trabzonspor'un karşılaştığı rakiplerin, her iki takıma karşı da oynadığı futbolu..
Veya Play Off turunda karşılaşacak Fenerbahçe ile Trabzonspor'un gerçek güçleri ne ölçüde idi..
Kısacası;
"El mi yaman, bey mi yaman?"
Görseydik te, içimize sinseydi bu lig..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder