Çalakalem

Çalakalem
"Şampiyon" a selam olsun

11 Ekim 2015 Pazar

Fenerbahçe Küçük Kız A : 3 - FYL : 0 ( Süper Final Ligi 2.hafta maçı )



Fenerbahçe Küçük Kız A Voleybol Takımı, Süper Final Ligi 2.hafta maçında, Hilal, Nihal, Melisa, Zeynep, Peyman ve Gizem’den oluşan kadrosuyla Osman Solakoğlu Spor Salonu’nda FYL’yi 3-0 mağlup etti.

Oklahoma City : 111 - Fenerbahçe : 81 ( Erkek Basketbol hazırlık maçı )



Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, ABD’de oynadığı 2.hazırlık maçında, Vesely 17, A.Muhammed 13, Kalinic 10, Sloukas 10, Udoh 9, Datome 7, Bogdanovic 5, Ömer 4, Melih 3, Barış 3’tan oluşan kadrosuyla, NBA takımlarından Oklahoma City’e 111-81 mağlup oldu.

Çeyrek Skorları:

1. Çeyrek: 32-21 (OKC Thunder)

2. Çeyrek: 26-20 (OKC Thunder)

3. Çeyrek: 29-17 (OKC Thunder)

4. Çeyrek: 24-23 (OKC Thunder)



Fenerbahçe (81): Vesely 17, A.Muhammed 13, Kalinic 10, Sloukas 10, Udoh 9, Datome 7, Bogdanovic 5, Ömer 4, Melih 3, Barış 3.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Şimdi söz bizde : CEHENNEM SOĞUYANA KADAR AF YOK !!



Bugün 9 Ekim 2015

Tarihi bir gün..

3 Temmuz 2011 günü başlayan ve yakın tarihin en acımasız iftiralarının atıldığı, en vahşi saldırıların yapıldığı, bütün yönleriyle en basit iddiaların en gerçekçiymiş gibi lanse edilerek, her türlü itibarsızlaştırmanın, karalamanın, iftiranın, dökülen gözyaşlarının, çekilen çilelerin, dahası çalılan yılların hukuk nezdinde iade edildiği gün..

2011 sezonunun bütün haftalarında tribünde olan birisi olarak, 3 Temmuz sabahı o meş'um haberi aldığımda ya kendimden şüphe duymuştum, ya da bu iftirayı atanların insanlıklarından..

Çünkü o tarihi sezonun bütün haftalarında, özellikle 18.haftadan sonraki 17 haftada ne ıstıraplar çektiğimizi, bir kornerin, bir taç atışının, bir faul atışının bile heyecanını bütün statla birlikte yaşamış ve son dakikaya kadar tırnaklarımız kemirmiştik adeta..

Hele Gaziantepspor maçını hiçbir Fenerbahçeli unutamaz..

Hüseyin Göçek'in 3 penaltıyı vermediği, 2 kırmızı kartı atladığı o haftanın 95.dakikasında gelen Andre Santos golü sonrası tribünde yaşananlar, eminim ki o maçı canlı olarak statta izleyen herkesin hatıralarındadır, hafızalarındadır..

İşte böylesine çileli ve zor geçen sezonun ardından, analarının ak sütü gibi gelen şampiyonluk sonrası, daha kutlamalar sona ermemişken ortaya çıkan çakal ve sırtlan sürüsü, bugün hepsi ya bir delikte, ya da kaçtıkları ülkelerden Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe davasının kutluluğunu, haklılığını utanmadan, sıkılmadan izliyorlar, çevrelerine "nasıl çaldık bunların 4 yılını ve milyonlarca euro parasını" şeklinde sırıtıyorlar..

Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının gözaltına alındıkları günün hemen akabinde "Bu ateş üfleyerek sönmez" derken aslında ateşe "bidon bidon benzin taşıyanlar" da bugün "çaldıkları 2 kupanın" hesabını vicdanlarında yapıyorlar..

Tabi ki vicdanları varsa..

10 Temmuz 2011 sabahı Düzce Topuk Yaylası Tesisleri'ne giderek akın akın sevdasının peşinden, haklı davalarını gür bir sesle haykıran o onbinler, bugün alınan beraat kararının da en büyük müsebbididir..

O onbinler olmasaydı eğer, Fenerbahçe bugün çoktan tarumar edilmişti..

Bunu biz söylemiyoruz, davanın bizzat savcısı Mehmet Berk, yıllar sonra itiraf etmemiş miydi? 

"Biz 2-3 ay sürecek bir dava sandık ama yanılmışız" sözlerindeki itiraf, aslında Fenerbahçe camiasının etle tırnak gibi birbirine kenetlendiğini, bütün iç sorunlarını bir tarafa bırakarak haklılıklarını bütün platformlarda, her türlü vahşete rağmen savunmalarının ne denli bir büyük güç olduğunu bütün dost ve düşmana göstermişti her anıyla..

Çağlayan'da yapılan duruşmalarda onbinlerce insan, saatlerce yağmurun altında, soğukta beklediler..

Çevik Kuvvet polislerinin panzerleri önüne kendilerini attılar..

Biber gazlarını bütün ciğerlerine kadar çektiler, yaşlı-çoluk-çocuk, kadın erkek..

Hep bir ağızdan haykırdılar..

"Cemaatin piçleri, yıldıramaz bizleri" diye..


Yılmadılar da..

Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı bile yıllar yıllar sonra "Biz aldatıldık bu yapı tarafından" derken aslında Fenerbahçe'ye yapılan haksızlığı da bir anlamda deklare ettiler toplum önünde..

Ama bu vahşi ve skandal karar sonrası ellerini oğuşturarak pusuda bekleyenler ise, Fenerbahçe'nin özellikle maddi anlamda güçsüz kalmasına zemin hazırladılar, sebebi oldular..

Borsada kaybedilen milyonlarca değerindeki hisse senetleriyle birlikte, özellikle TFF ve Şampiyonlar Ligi gelirleri, hakları olmadan kasalarına giren sırtlanlara gitti.

Fenerbahçe taraftarı ise bütün bu vahşi saldırılara karşı dik durdu, asla eğilmedi, pes etmedi..

Her platformda haklılıklarını en gür ses ile haykırdılar..

Silivri'ye gittiler 14 Şubat 2012 sabahı, bir sevgililer gününde..

Sabahın o saatinde onbinlerce insan, yüzlerce otobüsle Silivri'de Başkanları ve Fenerbahçe davalarını yanlız bırakmamak adına yollara düştüler..



Yetmedi, bu ülkenin polisi ile, askeri ile karşı karşıya geldiler, getirildiler..

Çünkü, ortam bunu gerektiriyordu, zemin hazırlanmıştı..

Ekranlarda zırlayanlar, meydanlarda hırlayanlar, sokaklarda dırlayanlar..

Hepsi ama hepsi topyekun bir şekilde Fenerbahçe'ye saldırıyorlardı dört bir koldan..


12 Mayıs 2012 akşamı Saraçoğlu'nda yine bu tahrik ve iftiraların sonucu olarak, binlerce insan polisin saldırısına maruz kaldı, ciğerlerine kadar gaz çekti, saatlerce statta mahsur kalırken dışarıda ise onbinlerce insan darp edildi gecenin bir yarısına kadar..

Ülkede canlı canlı bu infazlar yaşanırken, o dönemin Başbakanı ise bir başka takıma "illa da kupa vereceksiniz" talimatını veriyordu ilin valisine, emniyet müdürüne..







Yukarıda görülen resimler, 12 Mayıs 2012 de Saraçoğlu'da yaşanan vahşetin birer hatırlatması..

İşte bütün bu çilelere, bütün bu gözyaşlarına Fenerbahçe taraftarı göğüs gerdi, her ortamda haykırdı haklılığını..

Çağlayan'da, Metris'te, Silivri'de.. 

Ve nihayet "surda bir gedik açılmıştı, mukaddes mi mukaddes."

25 Şubat 2012 günü Asbaşkanlardan Şekip Mosturoğlu tahliye edilmişti..

02 Temmuz 2012 günü ise Aziz Yıldırım..


Gün geldi Kadıköy'de yüzbinlerle yürüyüş düzenlendi, gün geldi "Adalete Fener Yak" kampanyalarıyla imzalar toplanarak yeniden yargılanma talep edildi Ali Koç önderliğinde..

Önce Caddebostan'da, sonra Anıtkabir'de yine yüzbinlerce Fenerbahçeli, yılmadan bir kez daha haykırdı sevdalarını, haklılıklarını..

İlmik ilmik işlendi bu davanın haklılığı..

Bütün kör gözlere inat, sağır kulaklara inat, mühürlü kalplere inat şekilde hem de..

Yılmadan, bıkmadan, usanmadan..

"Ekmeğinizi Fener mi veriyor?" sorularının muhatabı olan birçok insan, o dönemde belki de Fenerbahçe'nin peşinden organizasyonlara gitti diye işinden oldu..

Ama bu insanların inandıkları birşey vardı..

O da, "Fenerbahçe, analarının ak sütü gibi tertemizdi, lekesizdi.."

Fenerbahçe'nin bu kutlu davasındaki çileli yürüyüşüne, yaşına bakmadan  yüzbinler, milyonlar omuz verdi, ses oldu..

Ocak 2014 te ise Yargıtay'ın "Aziz Yıldırım'ın tahliye kararını bozması ve yeniden infaz edilmesi" yönündeki kararı geldi.

13 Ocak 2014 akşam saatlerinde açıklanan bu karar sonrası, tatil için Fransa'da bulunan Aziz Yıldırım hakkında hemen yeni senaryolar üretilmeye başlandı ülke ekranlarında..

"Aziz Yıldırım, alınacak karardan haberi olduğu için önceden yurtdışına çıktı ve gelmeyecek, kaçtı" iftiraları birkez daha atıldı..

Ama Aziz Yıldırım, hemen bu dedidokuduları yalanladı..

"Geliyorum" mesajını büyük bir vakurlukla verdi bu cephenin suratına suratına..

Ama onların utanacak suratları yoktu..

Gecenin 1 inde, yüzbinlerce insan karşıladı Aziz Yıldırım'ı Sabiha Gökçen'de..



Saatlerce süren Sabiha Gökçen'deki bekleyişin sonrasında, gecenin 3 ünde ise Bağdat Caddesi'nde Aziz Yıldırım ile birlikte onbinlerce insan, sistemden ve onun "emirerlerinden" korkmadıklarını yeniden haykırdılar, karanlığın içine içine..

Zorlu ve meşakketli geçen ülke gündeminde Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe davası, önemini korurken bir yandan da bu ülkede 17 ve 25 Aralık devreleri yaşanıyordu..

Yıllardan beri devletin bütün kadro ve bölümlerinde kümelenen malum zihniyet ile birlikte temsilcileri, artık yavaş yavaş deşifre olmuş, iktidar ile ters düşmüşlerdi..

Aziz Yıldırım'ın daha ilk duruşmada söylediği o tarihi sözü "Ne şikesi kardeşim, memleket elden gidiyor" sözünün doğruluğunu, maalesef ki bu ülkeyi yönetenler tam 3 yıl sonra teyit ve kabul ettiler..

Bir zamanlar meydanlarda "Trabzonsporun kupasını almak için ince ince çalışıyoruz" diyen Erdoğan Bayraktar ve mensubu olduğu siyasi partinin diğer bakanları, ne gariptir ki "yolsuzluk" dolayısıyla görevden el çektiriliyorlar, ama Yüce Divan'a ise gönderilmiyorlardı..



Elbette ki Aziz Yıldırım'a yapılanlar unutulmamıştı..

Kısacası "Öküz ölmüş, ortaklık bozulmuştu."

Cemaat ve hükumet arasındaki kavgada mağdur olan binlerce insan da haklarını yeniden aramaya başlamışlardı.

Öyle ki bu ülkenin Genelkurmay Başkanlığını yapmış bir kişinin bile "terör örgütü kurmak ve yönetme" iddiası ile cezaevinde yattığı 3 yılın hesabını, yine aynı şekilde Ergenekon, Balyoz, ODA TV ve daha nice diğer davalardaki mağdurların da haklarını arayabilecekleri günleri yaşıyordu Türkiye..

Bu kişilerin içerisinde Aziz Yıldırım ve 3 Temmuz mağdurları da olacaktı elbette ki..

Öyle de oldu..

Yeniden yargılanma ve Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedilme kararının alındığı gün, aslında bir milattı..

Dönemin iddia makamındaki savcılarından Mehmet Berk, önce Küçükçekmece'ye, daha sonra da evine, Zekeriya Öz ise önce Bolu'ya, sonra da yurtdışına kaçmakta bulmuştu çareyi..

Ama, zamanında "delilleri karartma ihtimali var" iddiasıyla tam 1 yıl, hasta haliyle zindana tıktıkları Aziz Yıldırım, büyük bir gururla İstanbul sokaklarını arşınlarken, O'na bu zulmü reva görenler kaçmışlardı..

Kaderin garipliği de bu olsa gerek..

Yeniden yargılanmanın başlamasıyla birlikte, aslında ortaya konması gereken delillerin hepsinin birer palavra, gazete kupürü olduğu da ortaya çıkmıştı.

3 Temmuz döneminin TFF e yöneticilerinin, mahkemeye zorla getirilmesi kararı verilmişti..

Fenerbahçe'nin hakkı olmasına rağmen Şampiyonlar Ligi'ne göndermeyerek hem maddi hem de manevi yönden büyük zararlara uğramasına sebep olan, 1 yıl sonra ise Galatasaray'ın CEO'su görevine getirilen Lütfü Arıboğan'ın mahkemeye zorla getirilmesi de bu davanın unutulmaz anekdotları arasındadır..

3 Temmuz döneminde UEFA Genel Sekreteri'ne birifingler vererek Fenerbahçe'nin men edilmesine sebep olan Lütfü Arıboğan, ne gariptir ki 4 yıl sonra söylediklerini ve yaptıklarını inkar ederek, "aslında bu davada gerçekleşen bir şike olmadığını, kendisinin de gazete haberlerini dikkate aldığını" büyük bir pişkinlikle itiraf etmişti.

Ama olan, Fenerbahçe'nin çalınan yıllarına, leke sürülmek istenen mazisine, değer kaybeden maddi varlıklarına olmuştu..

3 Temmuz döneminde ekranlarında büyük bir pişkinlik ve aymazlıkla her akşam saatlerce canlı yayın yaparak Fenerbahçe'yi suçlayanlar ise, yine yıllar sonra aynı ekranlardan "Aslında Fenerbahçe'nin o dönemde önünü biz kestik, yoksa Galatasaray ile arasındaki uçurum açılacaktı" itirafını da hiç utanmadan yapacaklardı..




İşte bütün bu yaşananlarla birlikte, Türkiye'de görev yapan ve gerçekten vicdan sahibi olan hukuk mensubu insanlar da Aziz Yıldırım'a aslında büyük bir haksızlık yapıldığını, ortaya çıkan yeni bilgilerle birlikte bu haksızlığın giderilmesi gerektiğini de artık yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardı..

Bugün mahkemenin verdiği beraat kararı, aslında sistemin kendisini inkar etmesiyle birlikte Fenerbahçe'nin haklılığını da ikrar etmesidir..

Ve bu beraat kararı, Fenerbahçe taraftarının camiasıyla birlikte tek vücut olmasının getirdiği bir sonuçtur, bir zaferdir..

Cemaat denilen olgunun bu devlet içerisinde yapılanmasına müsaade edenler, veya bu yapının kötü niyetli insanlar elinde oyuncak olmasına göz yuman, zamanında beraber aynı kulvarda at koşturmalarına rağmen, "çıkarlarının çakıştığı" anda ters düşmelerinden kaynaklanan kavgada telef olan, zarar gören masumların hesabını kim verecek şimdi?

Hani o "kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı" o gün var ya..

İşte o gün, bütün Fenerbahçeliler haklarını alacaklardır, almak için sıraya gireceklerdir..

Bizler, o güne iman etmiş insalarız elhamdülillah..

Şimdi söz sırası bizde..

Ve de bu satırlar, Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu'na..

3 Temmuz sürecinden bu güne kadar yaşanan bu vahşi ve planlı saldırılar karşısında yılmadan, geri adım atmadan, her türlü zorlamaya ve cepre karşı duran, sırasında jop yiyen, biber gazı yiyen, yaşlısı genci bütün taraftarlarıyla birlikte tek vücut olan Fenerbahçe camiasının haklarını korumak, artık sizin boynunuzun borcudur..

Namus borcunuzdur bu borç.

CAS davası sürecinde olduğu gibi "ülke menfaatleri gereği" eğer ki bu davanın tazmini konusunda geri adım atarsanız, bilesiniz ki bu ülkedeki bütün Fenerbahçelilerin iki eli, iki cihanda da iki yakanızda olacaktır.

Ve şunu asla unutmayın..

"Cehennem soğuyuncaya kadar af yok."



Fenerbahçe : 8 - Fenerbahçe U21 : 2 ( Antrenman maçı )



Fenerbahçe Profesyonel Futbol Takımı, antrenman maçında Fenerbahçe U21 Futbol Takımı’nı 8-2 mağlup ederken gollerini Jose Fernandao (3) Gökhan Gönül, Ramazan Civelek, Diego Ribas, Mehmet Topuz ve Hasan Ali Kaldırım, Fenerbahçe U21 Futbol Takımı’nın gollerini ise Batuhan Aptikoğlu ve Bertu Taşdemir attı.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Fenerbahçe : 101 - Brooklyn Nets : 96 ( Erkek Basketbol hazırlık maçı )



Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, yeni sezon öncesi bulunduğu ABD’de oynadığı 1.hazırlık maçında, Vesely 18, Bogdanovic 17, Datome 16, Sloukas 11, Melih 10, Kalinic 8, Udoh 8, Ömer 8, Berk 4, Barış 1’tan oluşan kadrosuyla, NBA takımlarından Brooklyn Nets takımını 101-96 mağlup etti.

Çeyrek Skorları:

1. Çeyrek: 26-25 (Brooklyn Nets)
2. Çeyrek: 31-26 (Fenerbahçe)
3. Çeyrek: 26-20 (Fenerbahçe) 
4. Çeyrek: 24-19 (Brooklyn)

Fenerbahçe (101): Vesely 18, Bogdanovic 17, Datome 16, Sloukas 11, Melih 10, Kalinic 8, Udoh 8, Ömer 8, Berk 4, Barış 1 

5 Ekim 2015 Pazartesi

Fenerbahçe : 2 - Akhisar Belediyesi ve Gençlik Spor : 2 ( Spor Toto Süper Lig 7.hafta maçı ) PEREİRA, ATEŞLE OYNUYOR !!



Geçen hafta Beşiktaş'a Olimpiyat'ta tartışmalı hakem kararlarıyla kaybeden Fenerbahçe, bu hafta ise son yıllarda bir türlü şansının iyi gitmediği ve kendisine sürekli ters gelen Akhisar'a kendi sahasında tartışmasız bir şekilde kaybetti.

Bu çok net..

Nedenleri elbette ki çok çeşitli..

Oyuncu kadrosu-teknik kadro uyumsuzluğu, savunma hataları, forvetlerin acemice gol kaçırma yarışında her hafta birbirine nazire yapmaları, orta saha oyuncularının dirençsizliği veya sakatlıklar..

Hepsi önemli etken.

Ama tartışılmayacak tek gerçek var ki, o da Fenerbahçe gibi bir takımın kendi sahasında 2-0 öne geçtiği bir maçı, üstelik te rakibin kaleyi bulan ve gol olmayan isabetli şutu olmamasına rağmen berabere bitirmesidir.

Tıpkı geçen hafta Beşiktaş maçında olduğu gibi kaleyi bulan hemen her top gol oluyor.

Geçen hafta da Beşiktaş karşısında tarihi farkı kaçıran Fernandao ve Fenerbahçe, kalesine gelen 3 topun da gol olmasıyla mağlup olurken bu akşam da Akhisar'ın maç sonuna kadar kaleyi bulan 2 isabetli şutunun da gol olması acı gerçeği ile karşılaştı.

Maça, çok erken sayılabilecek bir dakikada gol ile de başlayan Fenerbahçe, ikinci golü de devre bitmesine yakın bir zamanda bulmasına rağmen, anlamsız bir şekilde ikinci yarıda vites küçülttü, rakibin baskısına karşılık veremedi.

Orta alanda Raul Meireles, yine kendisinden beklenmeyecek şekilde verimli oynamasına rağmen, sakatlıktan yeni çıkan Diego Ribas'ın ikinci yarı ortalarına doğru oyundan düşmesine bağlı olarak, Raul da ikinci yarıda rakip baskıya cevap veremedi.

İlk yarıda bütün olumlu işleri yapan, kanatları kullanan Fenerbahçe'de, bu sezon belki de en büyük hayal kırıklığını bekler yaşatıyor.

Caner Erkin, kesinlikle 2013-14 sezonundaki Caner değil..

Geçen yıl bile Caner, bu sezon oynadığı futbolun çok üstündeydi.

Savunma görevlerini yerine getirmediği gibi, sorumsuz bir şekilde ya rakiple, ya da kendisiyle uğraşmaktan bir türlü oyuna konsantre olamıyor.

Sağ kanatta ise Şener Özbayraklı, büyük takımda oynamanın verdiği baskı ile haftalar ilerledikçe yorgun düşüyor.

Ama Vitor Pereira, bir türlü alternatiflerini denemiyor.

Hem savunmada, hem de hücumda belki de Avrupa'nın sayılı sağbeklerinden olan Gökhan Gönül, sürekli olarak kenarda ısınıyor..

Mecburiyetten dolayı Shaktar maçında sağbek oynayan, Bursaspor maçında ise solbekte harikalar yaratan Hasan Ali Kaldırım ise, Caner'i izliyor kenardan şaşkınlıkla.

Forvette Fernandao, geçen hafta derbide atamadıklarını Celtic deplasmanı ve Akhisar karşısında attı ama bir o kadar da kaçırdı.

Dikkat edin Fernandao'un attığı ikinci gole, top neredeyse savunma oyuncusundan geri gelecekti, kendisinden beklenmeyecek şekilde topu dürttü adeta kaleye doğru..

Hele ikinci yarıda Robin Van Persie ile birlikte ikili oynadığı dakikalarda girdiği pozisyonlar..

Bu nokta da gösteriyor ki, Fenerbahçe, her geçen hafta Moussa Sow'u arıyor..

Rakiplerini kazandığı bir haftada Fenerbahçe'nin berabere kalması elbette ki lig yarışı açısından bir yaradır.

Önemli bir kayıptır 2 puan..

Ama telafi edilecek bir tablo vardır tabi ki.

Ancak Fenerbahçe, düzelmesi beklendiği haftalarda iyice geriye gidiyor.

Özellikle Fenerbahçe'nin son yıllarda bütün çevreler tarafından kabul gören, maçın sonuna kadar ayakta kalan ve derbi maçlar dahil bir çok maçı, son dakikalarda kazandığı gerçeğini hatırlarsak, bu sezonki 60.dakikadan sonra oyundan düşmelerin çaresini teknik ekibin ivedi olarak bulması gerekmektedir.

Orta alanda pas organizasyonunu yapan ve atakları başlatan Raul-Diego ikilisi, özellikle iç sahada 90 dakika oyunda kalmalıdır bize göre..

Yanlarına Josef de olur, Mehmet Topal da..

Ama asla Ozan Tufan veya Alper Potuk olmaz..

Alper Potuk bugün Fernandao'ya çok güzel bir asist yapmasına rağmen ikili mücadeleleri kazanamayan güçsüz bir görüntü çizdi, özellikle ikinci yarı..

Ozan Tufan ise, Fenerbahçe orta sahasına gençliği ile dinamizm getirmesine rağmen, kazandığı topları bir türlü olumlu kullanamıyor..

Erkenden ve aceleci bir şekilde birşeyler yapma hevesinde..

Böyle olunca da kaybediyor topları..

Savunma konusu ise apayrı bir dert..

Geçen sezon sadece İstanbul'daki Kayseri Erciyesspor maçında duran toptan gol yiyen Fenerbahçe, bu sezon ise her maçta duran toptan gol yiyor..

Geçen hafta 1 gol, Celtic maçında 1 gol, bu akşam da 1 gol..

Son 3 maçın hepsinde duran toptan gol var kalede..

Simon Kjaer ve Bruno Alves ikilisi, kendilerinden beklenmeyecek şekilde pozisyon üstüne pozisyon veriyorlar..

Celtic maçı yazısında da bahsetmiştik, her duran topta Fenerbahçe savunması kale sahası içerisine gömülüyor ve kaleciye hamle şansı tanımıyorlar..

Halbuki bu tür pozisyonlarda, kaleden mümkün oldukça uzak bir çizgi üzerinde savunma hattı kurulmalı..

Geçen sezon Egemen Korkmaz, bu durumlarda savunmayı sürekli öne iterek kalesini rahatlatıyor, duran top bile olsa rakibi kaleye yaklaştırmıyordu..

Ama bu sezon her iki stoper de içeri gömülüyor ve alan savunması yaparken adam savunması yapmıyorlar..

Bu akşam yenen gollerde de, geçen hafta Beşiktaş maçında yaptığı hatalarla mağlubiyeti hazırlayan Simon Kjaer imzası var..

Uzaklaştırabileceği topta önce penaltıya sebebiyet verdi, ikinci golde ise rakibi ayakta kalıp topu gol yaparken Simon Kjaer dengesini kaybedip düştü kale sahası içerisine..

Ayrıca Vitor Pereira'nın oyuncu tercihleri de önemlidir bu puan kaybında..

Fenerbahçe kulübesinde oyuna girip oyunu değiştirecek 2 isim var an itibariyle..

Volkan Şen ve Robin Van Persie..

Diğer oyuncular, savunma ağırlıklı oyuncular..

Ama Vitor Pereira, önde götürdüğü maçta yaptığı iki değişiklik ile rakibin üzerine gelmesine izin verdi.

Orta alana takviye yapacağım diye her iki orta alan oyuncusunu dışarı alıp yerlerine yine aynı özellikli iki oyuncu sokmak, üstelik bu oyunculardan birisi tam 1 aydır sahada yokken oyuna almak büyük riskti.

Halbuki Volkan Şen hamlesi, hem forvetlere servis açısından gerekliydi, hem de rakip bu kadar hızlı bir oyuncu varken bütün hatlarıyla beraberlik için yüklenmezdi.

Gerçi yukarıda da belirttiğimiz gibi Akhisar'ın kaleyi bulan şutu maç boyunca 2..

Attıkları gol de 2..

Ne kadar enteresan değil mi?

Hani maç sonu Vitor Pereira açıklamalarında belirtiyor ya?

"Bu maç, nasıl 2-0 dan 2-2 ye gelir, aklım da almıyor, mantığım da.."

Sahi Mr.Pereira..

Bizim de aklımız almıyor?

Nasıl geldi 2-0 dan 2-2 ye acaba?

Kendine bir sorsan, sakin kafa ile..

Stat: Ülker

Hakemler: Serkan Çınar, Kemal Yılmaz, Ali Saygın Ögel

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Şener Özbayraklı, Kjaer, Alves, Caner Erkin, Mehmet Topal, Diego (Dk. 60 Ozan Tufan), Meireles (Dk. 60 Josef de Souza), Alper Potuk (Dk. 72 Van Persie), Nani, Fernandao

Akhisar Belediyespor: Lukac, Ahmet Cebe, Douglao, Caner Osmanpaşa, Kadir Keleş, Custodio (Dk. 89 Bruno), Merter Yüce, Sami (Dk. 78 Hasan Kabze), LuaLua (Dk. 46 Nguemo), Güray Vural, Rodallega

Goller: Dk. 11 ve 37 Fernandao (Fenerbahçe), Dk. 56 Güray Vural, Dk. 68 Douglao (Penaltıdan) (Akhisar Belediyespor)

Sarı kartlar: Dk. 25 Ahmet Cebe, Dk. 90+1 Douglao (Akhisar Belediyespor), Dk. 35 Fernandao, Dk. 39 Caner Erkin, Dk. 62 Ozan Tufan (Fenerbahçe)

Fenerbahçe : 69 - Galatasaray : 52 ( Yıldız Kızlar Türkiye Basketbol Ligi 1.hafta maçı )



Fenerbahçe Yıldız Bayan Basketbol Takımı, Türkiye Yıldız Bayanlar Basketbol Ligi 1.hafta maçında, Ecem Erk, Gülcan Aydoğmuş, Şevval İstanbulluoğlu, Bengüsu Alper ve Burcu Soysal’dan oluşan ilk 5 kadrosuyla, Caferağa Spor Salonu’nda Galatasaray’ı 69-52 mağlup etti.